Magi benzeri anime önerileri: Fantastik macera arayanlar: Alıp başını diyar diyar gezmek isteyenlere...

Magi evrenine bayılanlardansan, fantastik ve epik maceralara doyamıyorsan bu anime önerileri tam sana göre! Al Aladdin'in sihirli lambasını, Sinbad'ın karizmasını, koy yola; benzer dünyaları keşfetmeye hazır ol.

Şubat 28, 2026 - 07:37
Şubat 28, 2026 - 07:37
 0  0
Magi benzeri anime önerileri: Fantastik macera arayanlar: Alıp başını diyar diyar gezmek isteyenlere...

1. Arslan Senki (The Heroic Legend of Arslan)

Abi Arslan Senki'ye bayılmayan var mı ya? Hani şu savaş meydanlarının tozunu dumana katan, kılıçların şakırtısından kulaklarının çınladığı, epik mi epik Orta Çağ temalı animelerden. Ama bu bildiğin Orta Çağ değil; Pers İmparatorluğu'ndan ilham almış, egzotik mi egzotik bir dünya. Arslan da tam bir prens işte; naif, idealist ama savaşmak zorunda. Tahtını geri almak için yollara düşüyor, envai çeşit karakterle tanışıyor. Narses var mesela, zeki mi zeki bir stratejist; Elam var, genç ama yetenekli bir savaşçı; Farangis var, güzelliği dillere destan bir rahibe. Hepsi Arslan'ın yanında, onun hayallerini gerçekleştirmek için savaşıyorlar. Savaş sahneleri de ayrı bir şölen. Ordu düzenleri, taktikler, kılıç dövüşleri... İzlerken gaza gelmemek elde değil. Ama sadece aksiyon değil, Arslan Senki'nin derinliklerinde politik entrikalar, ihanetler, dostluklar da var. Yani tam bir "taht oyunları" tadında anime.

Hikaye örgüsü de sağlam. Arslan'ın büyüme yolculuğu, karakterlerin arasındaki bağlar, savaşın acımasızlığı... Hepsi çok iyi işlenmiş. İzlerken hem eğleniyorsun hem de düşünüyorsun. "Acaba ben olsam ne yapardım?" diye soruyorsun kendine. Zaten iyi anime dediğin böyle olmalı değil mi? Seni içine çekmeli, farklı dünyalara götürmeli.

Bu arada animenin müzikleri de efsane. O epik orkestral soundlar, savaş sahnelerini daha da coşturuyor. Opening ve ending şarkıları da ayrı bir olay. Sürekli dilime dolanıyorlar. Arslan Senki'yi izledikten sonra bir de mangasını okumuştum. O da ayrı bir keyifliydi. Özellikle karakter tasarımları çok hoşuma gitmişti. Mangaka, karakterlerin yüz ifadelerini o kadar iyi çizmiş ki, duyguları resmen hissediyorsun.

Ruhsal Not: Arslan'ın o naifliği ve idealizmi beni çok etkilemişti. Hani bazen her şeyin çok karanlık olduğunu düşünürsün ya, işte o zaman Arslan gibi karakterler sana umut veriyor. "Belki hala iyi insanlar vardır" diyorsun içinden.

Perde Aralığı: Eğer epik savaşları, politik entrikaları ve karizmatik karakterleri seviyorsan, Arslan Senki'ye kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle Game of Thrones'u sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına bolca mısır patlat, koltuğuna kurul ve bu destansı maceraya kendini bırak.


2. Nanatsu no Taizai (The Seven Deadly Sins)

Nanatsu no Taizai, yani "Yedi Ölümcül Günah"... İsmi bile yeterince epik değil mi? Hani şu Meliodas'ın falan olduğu, Elizabeth'i korumaya çalıştığı anime. Abi bu animeye ilk başladığımda "Yok artık, bu kadar abartı dövüş sahnesi de olmaz" demiştim ama sonra alıştım. Hatta bağımlısı oldum diyebilirim. Hikaye de şöyle: Bir grup şövalye, krallığa ihanet etmekle suçlanıyor ve ortadan kayboluyorlar. Yıllar sonra, bir prenses (Elizabeth) bu şövalyeleri bulup krallığı kurtarmak için yola çıkıyor. Tabii ki işler hiç de kolay değil. Yedi Ölümcül Günah'ın her bir üyesi birbirinden güçlü ve farklı yeteneklere sahip. Meliodas'ın Dragon's Sin of Wrath'ı, Diane'ın Serpent's Sin of Envy'si, Ban'ın Fox's Sin of Greed'i... Hepsi ayrı bir karizma.

Dövüş sahneleri dedik ya, cidden abartı. Ama o abartı da animenin eğlencesi zaten. Karakterler birbirlerine olmadık hareketler çekiyorlar, ortalık yıkılıyor, binalar yerle bir oluyor. İzlerken "Ulan bu nasıl güç!" diye hayret ediyorsun. Ama sadece dövüş değil, animenin içinde komedi de var. Meliodas'ın Elizabeth'e yaptığı sapıkça hareketler falan... Bazen sinir bozucu olsa da, genel olarak animenin atmosferini hafifletiyor.

Karakterlerin geçmişleri de yavaş yavaş açılıyor. Her birinin ayrı bir hikayesi var, ayrı bir travması var. Bu da karakterlere derinlik katıyor ve onları daha çok seviyorsun. Özellikle Ban'ın hikayesi beni çok etkilemişti. O ölümsüzlük arayışı, Elaine'e olan aşkı... Cidden duygusal bir karakter.

Ruhsal Not: Nanatsu no Taizai'de en sevdiğim şey, karakterlerin birbirlerine olan bağlılığı. Hani o "arkadaşlık her şeyin üstesinden gelir" klişesi var ya, işte bu anime onu sonuna kadar yaşatıyor. Birbirleri için canlarını feda etmeye hazır karakterler görmek insana umut veriyor.

Perde Aralığı: Eğer shonen anime seviyorsan, abartı dövüş sahnelerine ve komediye tahammülün varsa, Nanatsu no Taizai'ye kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle arkadaşlarınla birlikte izlemek çok keyifli oluyor. Bölümleri arka arkaya izleyip gaza gelmek de ayrı bir zevk.


3. Akatsuki no Yona (Yona of the Dawn)

Akatsuki no Yona, yani "Şafak Vakti Yona"... Bu anime beni bambaşka diyarlara götürmüştü. Hani böyle prensesler vardır ya, şımarık, dünyadan bihaber... İşte Yona da öyle biri. Ama sonra bir olay oluyor ve Yona'nın hayatı tamamen değişiyor. Babası öldürülüyor, krallık elinden alınıyor ve Yona kaçmak zorunda kalıyor. Yanında sadece Hak var, çocukluk arkadaşı ve koruyucusu. Birlikte yeni bir hayata başlamak, hayatta kalmak ve intikam almak zorundalar. Yona'nın o şımarık prensesten güçlü bir savaşçıya dönüşümünü izlemek çok etkileyici.

Anime, Kore mitolojisinden ve tarihinden esinlenmiş. Kostümler, mekanlar, gelenekler... Hepsi çok otantik ve detaylı. İzlerken kendini o dünyaya ait hissediyorsun. Yona'nın yolculuğu sırasında tanıştığı dört ejderha savaşçısı da ayrı bir olay. Her birinin farklı bir gücü var ve Yona'ya sadıklar. Kija'nın ejderha pençesi, Shin-Ah'nın keskin bakışları, Jae-Ha'nın uçma yeteneği, Zeno'nun ölümsüzlüğü... Hepsi ayrı bir karizma.

Animenin müzikleri de çok güzel. Özellikle opening şarkısı "Akatsuki no Yona" beni her seferinde gaza getiriyor. O geleneksel Kore enstrümanları ile modern rock müziğinin karışımı çok hoşuma gidiyor. Mangasını da okudum, o da ayrı bir keyifliydi. Özellikle karakterlerin iç dünyaları mangada daha detaylı işlenmiş.

Ruhsal Not: Akatsuki no Yona'da en sevdiğim şey, Yona'nın pes etmemesi. Ne kadar zor durumda olursa olsun, her zaman bir umut ışığı buluyor ve mücadeleye devam ediyor. Bu da bana ilham veriyor. "Hayatta ne olursa olsun, asla pes etme" diyorsun içinden.

Perde Aralığı: Eğer tarihi fantastik anime seviyorsan, güçlü kadın karakterlere hayranlık duyuyorsan, Akatsuki no Yona'ya kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle Game of Thrones'u ve Mulan'ı sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına sıcak bir çay al, battaniyeni ört ve bu destansı maceraya kendini bırak.


4. Juuni Kokuki (The Twelve Kingdoms)

Juuni Kokuki, yani "On İki Krallık"... Bu anime beni bambaşka bir dünyaya götürmüştü. Hani böyle liseli bir kız vardır ya, sıradan, içine kapanık... İşte Youko da öyle biri. Ama sonra bir adam geliyor ve Youko'yu alıp başka bir dünyaya götürüyor. Bu dünya, Çin mitolojisinden esinlenmiş, on iki krallıktan oluşuyor. Her krallığın başında bir hükümdar ve ona hizmet eden Kirinler var. Youko da bu dünyada hayatta kalmak, kim olduğunu öğrenmek ve kaderini değiştirmek zorunda. Juuni Kokuki, sadece fantastik bir macera değil, aynı zamanda bir büyüme hikayesi.

Anime, Çin mitolojisinden ve tarihinden esinlenmiş. Kostümler, mekanlar, gelenekler... Hepsi çok otantik ve detaylı. İzlerken kendini o dünyaya ait hissediyorsun. On iki krallığın her birinin farklı bir kültürü ve yönetimi var. Bu da animeye ayrı bir zenginlik katıyor. Youko'nun yolculuğu sırasında tanıştığı karakterler de çok çeşitli. Keiki, Youko'nun Kirini; Suzu, Youko'nun arkadaşı; Shoukei, Youko'nun rakibi... Hepsi ayrı bir karizma.

Animenin müzikleri de çok güzel. Özellikle opening şarkısı "Junigatsu no Haru" beni her seferinde duygulandırıyor. O geleneksel Çin enstrümanları ile modern pop müziğinin karışımı çok hoşuma gidiyor. Kitap serisini de okudum, o da ayrı bir keyifliydi. Özellikle dünyanın detayları kitaplarda daha detaylı işlenmiş.

Ruhsal Not: Juuni Kokuki'de en sevdiğim şey, Youko'nun kendi kaderini kendi ellerine alması. Ne kadar zor durumda olursa olsun, her zaman bir çözüm buluyor ve mücadeleye devam ediyor. Bu da bana ilham veriyor. "Hayatta ne olursa olsun, kendi yolunu çiz" diyorsun içinden.

Perde Aralığı: Eğer tarihi fantastik anime seviyorsan, güçlü kadın karakterlere hayranlık duyuyorsan, Juuni Kokuki'ye kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle Avatar: The Last Airbender'ı ve Princess Mononoke'yi sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına bolca çay al, battaniyeni ört ve bu destansı maceraya kendini bırak.


5. Tales of Zestiria the X

Tales of Zestiria the X... Hani şu Sorey'in falan olduğu, Malaikler'le konuştuğu anime. Abi bu animeye ilk başladığımda "Ulan bu ne karışık dünya!" demiştim ama sonra alıştım. Hatta bağımlısı oldum diyebilirim. Hikaye de şöyle: Sorey, insanlarla Malaikler arasında bir köprü kurmaya çalışan bir çoban. Malaikler, insanlara yardım eden ruhani varlıklar. Ama bir de Helionlar var, insanları ele geçiren kötü ruhlar. Sorey, dünyayı Helionlardan kurtarmak için yola çıkıyor. Tabii ki işler hiç de kolay değil. Sorey'in yanında Mikleo var, en yakın arkadaşı ve su Malaiki; Alisha var, prenses ve savaşçı; Rose var, suikastçı ve gizemli bir kız. Hepsi Sorey'e yardım ediyorlar.

Dövüş sahneleri de fena değil. Karakterler birbirlerine olmadık hareketler çekiyorlar, ortalık yıkılıyor, binalar yerle bir oluyor. İzlerken "Ulan bu nasıl güç!" diye hayret ediyorsun. Ama sadece dövüş değil, animenin içinde komedi de var. Sorey'in Mikleo'ya yaptığı şakalar falan... Bazen sinir bozucu olsa da, genel olarak animenin atmosferini hafifletiyor.

Karakterlerin geçmişleri de yavaş yavaş açılıyor. Her birinin ayrı bir hikayesi var, ayrı bir travması var. Bu da karakterlere derinlik katıyor ve onları daha çok seviyorsun. Özellikle Mikleo'nun hikayesi beni çok etkilemişti. O Sorey'e olan bağlılığı, kıskançlığı... Cidden duygusal bir karakter.

Ruhsal Not: Tales of Zestiria the X'de en sevdiğim şey, karakterlerin birbirlerine olan güveni. Hani o "arkadaşlık her şeyin üstesinden gelir" klişesi var ya, işte bu anime onu sonuna kadar yaşatıyor. Birbirleri için canlarını feda etmeye hazır karakterler görmek insana umut veriyor.

Perde Aralığı: Eğer fantastik anime seviyorsan, abartı dövüş sahnelerine ve komediye tahammülün varsa, Tales of Zestiria the X'e kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle arkadaşlarınla birlikte izlemek çok keyifli oluyor. Bölümleri arka arkaya izleyip gaza gelmek de ayrı bir zevk.


6. Granblue Fantasy the Animation

Granblue Fantasy the Animation... Hani şu Gran'ın falan olduğu, Lyria'yı kurtarmaya çalıştığı anime. Abi bu animeye ilk başladığımda "Ulan bu ne renkli dünya!" demiştim ama sonra alıştım. Hatta bağımlısı oldum diyebilirim. Hikaye de şöyle: Gran, küçük bir adada yaşayan bir çocuk. Bir gün Lyria adında gizemli bir kızla tanışıyor. Lyria, İmparatorluk tarafından kaçırılmak isteniyor çünkü çok özel güçleri var. Gran, Lyria'yı kurtarmak için yola çıkıyor. Tabii ki işler hiç de kolay değil. Gran'ın yanında Vyrn var, konuşan bir kertenkele; Katalina var, eski bir İmparatorluk subayı; Rackam var, gemi kaptanı; Io var, büyücü. Hepsi Gran'a yardım ediyorlar.

Dövüş sahneleri de fena değil. Karakterler birbirlerine olmadık hareketler çekiyorlar, ortalık yıkılıyor, binalar yerle bir oluyor. İzlerken "Ulan bu nasıl güç!" diye hayret ediyorsun. Ama sadece dövüş değil, animenin içinde komedi de var. Vyrn'in Gran'a yaptığı şakalar falan... Bazen sinir bozucu olsa da, genel olarak animenin atmosferini hafifletiyor.

Karakterlerin geçmişleri de yavaş yavaş açılıyor. Her birinin ayrı bir hikayesi var, ayrı bir travması var. Bu da karakterlere derinlik katıyor ve onları daha çok seviyorsun. Özellikle Katalina'nın hikayesi beni çok etkilemişti. O İmparatorluğa olan bağlılığı, Lyria'ya olan sevgisi... Cidden duygusal bir karakter.

Ruhsal Not: Granblue Fantasy the Animation'da en sevdiğim şey, karakterlerin birbirlerine olan inancı. Hani o "arkadaşlık her şeyin üstesinden gelir" klişesi var ya, işte bu anime onu sonuna kadar yaşatıyor. Birbirleri için canlarını feda etmeye hazır karakterler görmek insana umut veriyor.

Perde Aralığı: Eğer fantastik anime seviyorsan, abartı dövüş sahnelerine ve komediye tahammülün varsa, Granblue Fantasy the Animation'a kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle arkadaşlarınla birlikte izlemek çok keyifli oluyor. Bölümleri arka arkaya izleyip gaza gelmek de ayrı bir zevk.


7. Maoyuu Maou Yuusha (Maoyu - Archenemy & Hero)

Maoyuu Maou Yuusha, yani "İblis Kral ve Kahraman"... Bu anime beni çok şaşırtmıştı. Hani böyle klasik "kahraman iblis kralı yener" hikayeleri vardır ya, işte bu anime tam tersi. Kahraman, iblis kralın kalesine gidiyor ama iblis kralı öldürmek yerine onunla konuşmaya başlıyor. İblis kral da aslında çok zeki ve dünyayı kurtarmak istiyor. Kahraman ve iblis kralı birlikte dünyayı daha iyi bir yer yapmak için çalışıyorlar. Maoyuu Maou Yuusha, sadece fantastik bir macera değil, aynı zamanda bir ekonomi ve politika dersi.

Anime, Orta Çağ Avrupa'sından esinlenmiş. Kostümler, mekanlar, gelenekler... Hepsi çok otantik ve detaylı. İzlerken kendini o dünyaya ait hissediyorsun. Kahraman ve iblis kralı birlikte yeni tarım teknikleri geliştiriyorlar, ticareti canlandırıyorlar, savaşları önlemeye çalışıyorlar. Bu da animeye ayrı bir zenginlik katıyor. Kahramanın yanında Baş Hizmetçi var, çok zeki ve yetenekli; İblis Kralın yanında Baş Büyücü var, çok güçlü ve gizemli. Hepsi kahraman ve iblis kralına yardım ediyorlar.

Animenin müzikleri de çok güzel. Özellikle opening şarkısı "Mukashi Mukashi no Kyou no Boku" beni her seferinde duygulandırıyor. O Orta Çağ ezgileri ile modern pop müziğinin karışımı çok hoşuma gidiyor. Roman serisini de okudum, o da ayrı bir keyifliydi. Özellikle dünyanın detayları romanlarda daha detaylı işlenmiş.

Ruhsal Not: Maoyuu Maou Yuusha'da en sevdiğim şey, kahraman ve iblis kralının birlikte çalışması. Hani o "düşmanlar bile bir araya gelebilir" mesajı var ya, işte bu anime onu sonuna kadar yaşatıyor. Birbirlerine düşman olan insanların bile ortak bir amaç için çalışabileceğini görmek insana umut veriyor.

Perde Aralığı: Eğer farklı bir fantastik anime arıyorsan, ekonomi ve politikaya ilgi duyuyorsan, Maoyuu Maou Yuusha'ya kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle Spice and Wolf'u ve Code Geass'ı sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına bir fincan kahve al, not defterini hazırla ve bu ilginç maceraya kendini bırak.


8. Magi'nin Yan Hikayesi: Sinbad no Bouken (Magi: Adventure of Sinbad)

Magi'yi sevdiysen, Sinbad'ın gençliğini anlatan bu spin-off'a bayılacaksın! Hani Sinbad var ya, o karizmatik kral, işte onun nasıl yükseldiğini, yedi zindanı nasıl fethettiğini, o efsanevi ekibi nasıl kurduğunu anlatıyor. Zaten Magi'nin dünyasına aşinaysan, olaylar, mekanlar, karakterler sana çok tanıdık gelecek. Ama bu sefer odak noktası Sinbad olduğu için, onun iç dünyasına, motivasyonlarına daha yakından bakma fırsatı buluyorsun. Sinbad'ın o bitmek bilmeyen enerjisi, liderlik vasıfları, insanları etkileme yeteneği... Hepsi daha genç yaşta kendini göstermeye başlıyor. Ama tabii ki Sinbad da mükemmel değil. Hatalar yapıyor, yanlış kararlar veriyor, ihanetlerle karşılaşıyor. İşte bu da onu daha gerçekçi ve sevilebilir yapıyor.

Anime, Magi'nin dünyasına yeni bir boyut katıyor. Sinbad'ın fethetmeye çalıştığı zindanlar, karşılaştığı yaratıklar, tanıştığı insanlar... Hepsi çok renkli ve detaylı. Zindanların içindeki tuzaklar, bulmacalar, dövüş sahneleri... İzlerken gaza gelmemek elde değil. Ama sadece aksiyon değil, animenin içinde dram da var. Sinbad'ın arkadaşlarıyla olan ilişkileri, düşmanlarına karşı verdiği mücadele, kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesi... Hepsi çok etkileyici.

Bu arada animenin müzikleri de efsane. O epik orkestral soundlar, macera hissini daha da arttırıyor. Opening ve ending şarkıları da ayrı bir olay. Sürekli dilime dolanıyorlar. Magi: Adventure of Sinbad'ı izledikten sonra bir de mangasını okumuştum. O da ayrı bir keyifliydi. Özellikle karakter tasarımları çok hoşuma gitmişti. Mangaka, karakterlerin yüz ifadelerini o kadar iyi çizmiş ki, duyguları resmen hissediyorsun.

Ruhsal Not: Sinbad'ın o bitmek bilmeyen azmi ve kararlılığı beni çok etkilemişti. Hani bazen her şeyin çok zor olduğunu düşünürsün ya, işte o zaman Sinbad gibi karakterler sana ilham veriyor. "Belki ben de başarabilirim" diyorsun içinden.

Perde Aralığı: Eğer Magi'yi sevdiysen, Sinbad'ın hikayesini merak ediyorsan, Magi: Adventure of Sinbad'a kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle fantastik macera ve epik hikayeleri sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına bolca mısır patlat, koltuğuna kurul ve bu destansı maceraya kendini bırak.


9. Utawarerumono

Utawarerumono... Hani şu Hakuoro'nun falan olduğu, kulaklıklı insanların olduğu anime. Abi bu animeye ilk başladığımda "Ulan bu ne değişik dünya!" demiştim ama sonra alıştım. Hatta bağımlısı oldum diyebilirim. Hikaye de şöyle: Hakuoro, hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyanıyor. Yüzünde bir maske var ve onu çıkaramıyor. Bir köyde yaşıyor ve insanlar ona yardım ediyorlar. Ama sonra bir savaş çıkıyor ve Hakuoro, köylüleri korumak için savaşmak zorunda kalıyor. Tabii ki işler hiç de kolay değil. Hakuoro'nun yanında Eruruu var, şifacı bir kız; Aruruu var, vahşi bir kız; Oboro var, kılıç ustası; Karura var, güçlü bir savaşçı. Hepsi Hakuoro'ya yardım ediyorlar.

Dövüş sahneleri de fena değil. Karakterler birbirlerine olmadık hareketler çekiyorlar, ortalık yıkılıyor, binalar yerle bir oluyor. İzlerken "Ulan bu nasıl güç!" diye hayret ediyorsun. Ama sadece dövüş değil, animenin içinde dram da var. Hakuoro'nun geçmişi, köylülerin yaşadığı zorluklar, savaşın acımasızlığı... Hepsi çok etkileyici.

Karakterlerin geçmişleri de yavaş yavaş açılıyor. Her birinin ayrı bir hikayesi var, ayrı bir travması var. Bu da karakterlere derinlik katıyor ve onları daha çok seviyorsun. Özellikle Eruruu'nun hikayesi beni çok etkilemişti. O Hakuoro'ya olan sevgisi, köylülerine olan bağlılığı... Cidden duygusal bir karakter.

Ruhsal Not: Utawarerumono'da en sevdiğim şey, karakterlerin birbirlerine olan sadakati. Hani o "aile her şeydir" klişesi var ya, işte bu anime onu sonuna kadar yaşatıyor. Birbirleri için canlarını feda etmeye hazır karakterler görmek insana umut veriyor.

Perde Aralığı: Eğer fantastik anime seviyorsan, dram ve savaşa ilgi duyuyorsan, Utawarerumono'ya kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle strateji oyunlarını sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına bolca mendil al, koltuğuna kurul ve bu duygusal maceraya kendini bırak.


10. Shin Sekai Yori (From the New World)

Shin Sekai Yori, yani "Yeni Dünyadan"... Bu anime beni çok etkilemişti. Hani böyle ütopik bir dünya vardır ya, her şey mükemmel görünür... İşte bu anime tam tersi. İnsanlar telekinetik güçlere sahip ve barış içinde yaşıyorlar. Ama aslında her şey göründüğü gibi değil. Geçmişte büyük bir felaket yaşanmış ve insanlar hayatta kalmak için bazı kurallar koymuşlar. Bu kurallara uymayanlar ise ortadan kaldırılıyor. Saki ve arkadaşları, bu dünyanın sırlarını çözmeye çalışıyorlar. Shin Sekai Yori, sadece fantastik bir macera değil, aynı zamanda bir distopya eleştirisi.

Anime, gelecekte geçiyor. Mekanlar, teknolojiler, kıyafetler... Hepsi çok farklı ve ilginç. İzlerken kendini o dünyaya ait hissediyorsun. Saki'nin yolculuğu sırasında tanıştığı arkadaşları da çok çeşitli. Shun, Saki'nin en yakın arkadaşı; Maria, Saki'nin sevgilisi; Mamoru, Saki'nin çocukluk arkadaşı; Satoru, Saki'nin rakibi. Hepsi Saki'ye yardım ediyorlar.

Animenin müzikleri de çok güzel. Özellikle opening şarkısı "Wareta Ringo" beni her seferinde ürpertiyor. O elektronik müzik ile klasik müziğin karışımı çok hoşuma gidiyor. Romanını da okudum, o da ayrı bir keyifliydi. Özellikle dünyanın detayları romanda daha detaylı işlenmiş.

Ruhsal Not: Shin Sekai Yori'de en sevdiğim şey, dünyanın karmaşıklığı. Hani o "her şeyin bir bedeli vardır" mesajı var ya, işte bu anime onu sonuna kadar yaşatıyor. Barış ve güvenlik için özgürlüklerinden vazgeçen insanların hikayesini görmek insana düşündürüyor.

Perde Aralığı: Eğer farklı bir fantastik anime arıyorsan, distopya ve gizeme ilgi duyuyorsan, Shin Sekai Yori'ye kesinlikle bir şans vermelisin. Özellikle Psycho-Pass'ı ve Ergo Proxy'yi sevenler bu animeye bayılacaklar. Yanına bir fincan çay al, not defterini hazırla ve bu karmaşık dünyaya kendini bırak. Akşam üzeri, balkonda oturmuş, Shin Sekai Yori'nin soundtrack'ini dinliyorum. Hafif bir rüzgar esiyor, yapraklar hışırdıyor. Gökyüzü turuncuya boyanmış. Bu anime beni bambaşka bir dünyaya götürmüştü. Hala etkisindeyim. Belki de bu yüzden bu kadar huzurluyum.


BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Biggie Tam bir one piece aşığıyım!