Okul Konulu Animeler Yaparken Yapılan En Büyük 10 Hata: Teneffüs Zili Çalmadan!

Okul konulu animeler mi yapıyorsun? Dikkat et, yoksa sınıfta kalırsın! İşte en sık yapılan 10 hata ve nasıl kaçınacağına dair ruhsal rehberin. Anime dünyasının haylaz öğrencileri ve öğretmenleri için kaçırılmaması gereken bir ders!

Şubat 23, 2026 - 17:00
Şubat 23, 2026 - 17:01
 0  0
Okul Konulu Animeler Yaparken Yapılan En Büyük 10 Hata: Teneffüs Zili Çalmadan!

1. Ana Karakteri Sürekli "Şapşal" Yapmak

Abi, tamam anladık, ana karakter biraz sakar olsun, komik olsun falan... Ama her bölümde aynı şapşallıkları tekrarlamak ne ya? Sanki karakter gelişimi diye bir şey yokmuş gibi. Düşünsene, her sabah aynı yere takılıp düşen, her sınavda sıfır çeken, her konuşmasında pot kıran bir karakteri izlemek bir yerden sonra bayıyor. Yani tamam, biraz tatlı olabilir ama sürekli aynı numaraları çekince "yeter artık" dedirtiyor. Mesela "Toradora!" daki Ryuji de biraz beceriksizdir ama en azından farklı durumlarda farklı tepkiler veriyor, değil mi? Sürekli aynı tiplemeleri görmek izleyiciyi yoruyor, yaratıcılıktan uzak bir yaklaşım oluyor. Karakterin zekasıyla dalga geçmek yerine, onu daha derin ve ilgi çekici kılacak özellikler eklemek gerekiyor. Yoksa izleyici "Bu karakteri niye seviyoruz ki?" diye sorgulamaya başlıyor.

Bir de şu var, bu "şapşallık" çoğu zaman hikayeyi ilerletmek için kullanılıyor. Yani karakter bir hata yapıyor, sonra o hatadan komik bir durum çıkıyor, sonra olaylar gelişiyor falan... Ama bu çok tembel bir yazarlık yöntemi. Daha yaratıcı, daha zekice çözümler bulmak varken sürekli aynı numaraya başvurmak animenin kalitesini düşürüyor. İzleyici de bunu hissediyor ve bir yerden sonra sıkılıyor. Karakterin hataları hikayeyi ilerletsin ama bu hatalar da karakterin kişiliğine, geçmişine veya hedeflerine uygun olsun. Rastgele hatalar yerine, karakterin iç dünyasını yansıtan hatalar görmek daha keyifli olur.

Ruhsal Not: Şapşallık bir karakter özelliği olabilir ama karakterin tüm kişiliğini oluşturmamalı. Karakterin derinliklerinde yatan potansiyeli, hayallerini ve korkularını da göstermek gerekiyor. Yoksa karakter sadece bir karikatürden ibaret kalır.

Perde Aralığı: Eğer kafanı dağıtmak, gülmek ve çok düşünmek istemiyorsan bu tarz animeler tam sana göre. Ama daha derin, daha anlamlı bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


2. "Tsundere" Karakterleri Abartmak

Ya şu "tsundere" karakterler... Hani dışarıdan buz gibi ama aslında içinde sevgi dolu bir kalp taşıyan tipler. İlk başlarda hoşumuza gidiyordu, yalan yok. Ama artık her okul animesinde aynı karakteri görmek biraz sıktı, değil mi? Sürekli aynı "seni sevmiyorum, baka!" tripleri, sürekli ana karaktere bağırmalar, çağırmalar... Bir yerden sonra "Ya tamam, anladık, seviyorsun işte, niye bu kadar kasıyorsun?" dedirtiyor. Mesela "Toradora!" daki Taiga da bir tsundere ama onun karakterinde bir derinlik var, bir travma var. Sadece sırf tsundere olduğu için değil, başka özellikleri de olduğu için seviyoruz onu. Ama sırf tsundere diye yazılmış karakterler çok yüzeysel ve sıkıcı oluyor.

Bir de şu var, bu tsundere karakterler çoğu zaman ana karakteri manipüle etmek için kullanılıyor. Yani karakter sürekli ana karaktere kötü davranıyor, sonra ana karakter onu affediyor, sonra tekrar kötü davranıyor... Bu döngü sürekli tekrarlanıyor ve bir yerden sonra toksik bir ilişki gibi geliyor. İzleyici de "Bu karakter niye bu kadar aptal?" diye sorgulamaya başlıyor. Tsundere karakterlerin de bir sınırı olmalı, değil mi? Sürekli aynı şeyleri tekrarlamak yerine, karakterin gelişimini, değişimini göstermek gerekiyor. Yoksa izleyici "Bu animeyi niye izliyorum ki?" diye düşünmeye başlıyor.

Ruhsal Not: Tsundere bir karakter arketipi olabilir ama karakterin tüm kişiliğini oluşturmamalı. Karakterin zayıflıklarını, korkularını ve hayallerini de göstermek gerekiyor. Yoksa karakter sadece bir klişeden ibaret kalır.

Perde Aralığı: Eğer romantik komedi seviyorsan ve tsundere karakterlere tahammülün varsa bu tarz animelere bir şans verebilirsin. Ama daha gerçekçi, daha derin ilişkiler arıyorsan uzak dur derim.


3. "Harem" Tropunu Zorlamak

Harem anime... Ah, o bitmek bilmeyen kız arkadaşı adayları silsilesi... Tamam, anladık, ana karakterimiz yakışıklı, karizmatik veya en azından iyi kalpli. Ama her bölümde yeni bir kızın ona aşık olması biraz fazla değil mi? Sanki okulda başka erkek yokmuş gibi, bütün kızlar ana karaktere hasta. Bu durum bir yerden sonra çok yapmacık ve inandırıcı gelmiyor. Mesela "Nisekoi" de harem unsurları var ama en azından karakterler arasındaki ilişkiler biraz daha karmaşık ve derin. Sırf harem olsun diye yazılmış animelerde ise karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu harem animelerinde çoğu zaman ana karakter bir türlü seçim yapamıyor. Yani bütün kızlar ona aşık ama o bir türlü birini seçemiyor. Bu durum izleyiciyi çok sinirlendiriyor. "Ya birini seç artık!" diye bağırmak istiyorsun. Ama ana karakter bir türlü karar veremiyor çünkü eğer birini seçerse diğer kızlar ortadan kaybolacak. Bu da harem tropunun en büyük sorunlarından biri. Karakterin bir seçim yapması gerekiyor ama bu seçim hikayenin sonunu getirecek. Bu yüzden sürekli aynı döngü tekrarlanıyor ve izleyici sıkılıyor.

Ruhsal Not: Harem bir tema olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterler arasındaki ilişkilerin derinliği, karakterlerin kişisel gelişimleri ve hikayenin anlamı daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir fan service'ten ibaret kalır.

Perde Aralığı: Eğer bol bol kız karakteri görmek, romantik komedi izlemek ve çok düşünmek istemiyorsan bu tarz animelere bir şans verebilirsin. Ama daha anlamlı, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


4. Gereksiz "Ecchi" Sahneler Eklemek

Ecchi... Hani o utandırıcı, komik veya bazen sadece rahatsız edici sahneler... Tamam, anladık, anime biraz da fan service için yapılıyor. Ama her bölümde gereksiz yere meme göstermek, don göstermek veya başka müstehcen sahneler eklemek biraz fazla değil mi? Sanki hikayenin bir önemi yokmuş gibi, sadece ecchi sahnelerle izleyiciyi çekmeye çalışıyorlar. Bu durum animenin kalitesini düşürüyor ve izleyiciyi soğutuyor. Mesela "Kill la Kill" de ecchi unsurları var ama en azından bu sahneler hikayeye hizmet ediyor, karakterlerin gelişimini destekliyor. Sırf ecchi olsun diye yazılmış animelerde ise bu sahneler çok yapmacık ve gereksiz oluyor.

Bir de şu var, bu ecchi sahneler çoğu zaman karakterleri nesneleştiriyor. Yani kız karakterler sadece birer cinsel obje olarak görülüyor ve kişilikleri, hayalleri, hedefleri göz ardı ediliyor. Bu durum çok rahatsız edici ve etik değil. Animenin amacı sadece izleyiciyi tahrik etmek olmamalı, değil mi? Karakterlerin derinliği, hikayenin anlamı ve animenin sanatsal değeri daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir pornografik materyalden ibaret kalır.

Ruhsal Not: Ecchi bir unsur olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterlerin kişiliği, hikayenin anlamı ve animenin sanatsal değeri daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir cinsel objeleştirme aracına dönüşür.

Perde Aralığı: Eğer ecchi seviyorsan ve bu tarz sahnelerden rahatsız olmuyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha saygılı, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


5. Okul Kulüplerini Abartmak

Okul kulüpleri... Ah, o bitmek bilmeyen maceraların, dostlukların ve rekabetin kaynağı... Tamam, anladık, okul hayatı sadece derslerden ibaret değil. Ama her okul animesinde aynı kulüp temalarını görmek biraz sıkıcı değil mi? Müzik kulübü, basketbol kulübü, edebiyat kulübü, okçuluk kulübü... Sanki okulda başka kulüp yokmuş gibi, bütün animeler aynı temaları işliyor. Bu durum çok yaratıcılıktan uzak ve sıkıcı oluyor. Mesela "K-On!" müzik kulübünü çok iyi işlemiş ama sırf kulüp temalı anime olsun diye yazılmış animelerde karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu kulüp animelerinde çoğu zaman kulüp aktiviteleri çok abartılıyor. Yani karakterler sanki hayatlarını kulübe adamış gibi, başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Bu durum çok gerçek dışı ve inandırıcı gelmiyor. Okul hayatı sadece kulüpten ibaret değil, değil mi? Dersler, sınavlar, arkadaşlar, aile... Bütün bu unsurların dengeli bir şekilde işlenmesi gerekiyor. Yoksa anime sadece bir kulüp tanıtımından ibaret kalır.

Ruhsal Not: Kulüpler bir tema olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterlerin kişisel gelişimleri, hikayenin anlamı ve okul hayatının gerçekliği daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir kulüp propagandasına dönüşür.

Perde Aralığı: Eğer okul hayatını seviyorsan ve kulüp temalı animelerden hoşlanıyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha gerçekçi, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


6. Sınavları Dünyanın Sonu Gibi Göstermek

Sınavlar... Öğrencilerin korkulu rüyası, animelerin dramatik anı... Tamam, anladık, sınavlar önemli. Ama her okul animesinde sınavları dünyanın sonu gibi göstermek biraz abartı değil mi? Sanki sınavdan kötü not almak hayatın bitmesi demekmiş gibi, karakterler depresyona giriyor, intiharın eşiğine geliyor. Bu durum çok gerçek dışı ve abartılı. Sınavlar sadece birer ölçme aracı, değil mi? Hayatın anlamı sadece sınav notlarından ibaret değil. Mesela "Assassination Classroom" sınavları komik bir şekilde işliyor ama sırf sınav temalı anime olsun diye yazılmış animelerde karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu sınav animelerinde çoğu zaman karakterler sınavlara hazırlanmak yerine başka şeylerle uğraşıyor. Yani karakterler sınavdan kötü not alıyor ama sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyor. Bu durum çok tutarsız ve inandırıcı gelmiyor. Eğer sınavlar bu kadar önemliyse karakterlerin sınavlara hazırlanırken gösterdikleri çaba da önemli olmalı, değil mi? Yoksa anime sadece bir sınav komedisinden ibaret kalır.

Ruhsal Not: Sınavlar bir tema olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterlerin kişisel gelişimleri, hikayenin anlamı ve okul hayatının gerçekliği daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir sınav stresinden ibaret kalır.

Perde Aralığı: Eğer okul hayatını seviyorsan ve sınav temalı animelerden hoşlanıyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha gerçekçi, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


7. Aşk Üçgenlerini Çok Uzatmak

Aşk üçgenleri... Kalpleri kıran, gözyaşlarını akıtan ve izleyiciyi çileden çıkaran o karmaşık ilişkiler... Tamam, anladık, aşk önemli. Ama her okul animesinde aşk üçgenlerini çok uzatmak biraz sıkıcı değil mi? Sanki karakterler bir türlü karar veremiyor, sürekli aynı döngüyü tekrarlıyor. Bu durum izleyiciyi yoruyor ve animeyi sıkıcı hale getiriyor. Mesela "Nana" aşk üçgenlerini çok iyi işlemiş ama sırf aşk üçgeni temalı anime olsun diye yazılmış animelerde karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu aşk üçgeni animelerinde çoğu zaman karakterler birbirlerine dürüst olmuyor. Yani karakterler duygularını saklıyor, yalan söylüyor ve birbirlerini manipüle ediyor. Bu durum çok toksik ve sağlıksız. Aşk sadece bir oyun değil, değil mi? Karakterlerin birbirlerine karşı dürüst ve açık olması gerekiyor. Yoksa anime sadece bir aşk dramından ibaret kalır.

Ruhsal Not: Aşk üçgenleri bir tema olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterlerin kişisel gelişimleri, hikayenin anlamı ve aşkın gerçekliği daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir aşk karmaşasından ibaret kalır.

Perde Aralığı: Eğer romantik animeleri seviyorsan ve aşk üçgenlerinden hoşlanıyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha gerçekçi, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


8. Festival Sahnelerini Klişe Hale Getirmek

Okul festivalleri... Havai fişekler, geleneksel kıyafetler, romantik anlar... Tamam, anladık, festivaller eğlenceli. Ama her okul animesinde aynı festival sahnelerini görmek biraz sıkıcı değil mi? Sanki festivaller sadece romantizm için var, başka hiçbir şey olmuyor. Bu durum çok yaratıcılıktan uzak ve klişe. Mesela "Your Lie in April" festival sahnelerini çok güzel işlemiş ama sırf festival temalı anime olsun diye yazılmış animelerde karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu festival animelerinde çoğu zaman karakterler festivalin anlamını bilmiyor. Yani karakterler sadece eğleniyor, yemek yiyor ve birbirleriyle vakit geçiriyor. Ama festivalin kültürel, tarihi veya dini anlamı göz ardı ediliyor. Bu durum çok yüzeysel ve bilgisizlikten kaynaklanıyor. Festivaller sadece bir eğlence aracı değil, değil mi? Karakterlerin festivalin anlamını bilmesi ve buna göre davranması gerekiyor. Yoksa anime sadece bir festival tanıtımından ibaret kalır.

Ruhsal Not: Festivaller bir tema olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterlerin kişisel gelişimleri, hikayenin anlamı ve festivalin kültürel önemi daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir festival reklamına dönüşür.

Perde Aralığı: Eğer okul hayatını seviyorsan ve festival temalı animelerden hoşlanıyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha gerçekçi, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


9. Öğretmenleri Karikatürize Etmek

Öğretmenler... Bilgi kaynağı, rehber, bazen de komik figürler... Tamam, anladık, öğretmenler de insan. Ama her okul animesinde öğretmenleri karikatürize etmek biraz saygısızlık değil mi? Sanki öğretmenler sadece ders anlatan robotlar, başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Bu durum çok gerçek dışı ve abartılı. Öğretmenler de birer birey, değil mi? Onların da hayalleri, hedefleri, sorunları var. Mesela "Great Teacher Onizuka" öğretmenleri çok gerçekçi bir şekilde işlemiş ama sırf öğretmen temalı anime olsun diye yazılmış animelerde karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu öğretmen animelerinde çoğu zaman öğretmenler öğrencilere kötü örnek oluyor. Yani öğretmenler derslere geç kalıyor, öğrencilere ayrımcılık yapıyor ve kendi çıkarları için öğrencileri kullanıyor. Bu durum çok etik dışı ve kabul edilemez. Öğretmenler öğrencilere iyi örnek olmalı, değil mi? Onların dürüst, adil ve saygılı olması gerekiyor. Yoksa anime sadece bir öğretmen eleştirisinden ibaret kalır.

Ruhsal Not: Öğretmenler bir tema olabilir ama hikayenin merkezinde olmamalı. Karakterlerin kişisel gelişimleri, hikayenin anlamı ve öğretmenlerin rolü daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir öğretmen karikatürüne dönüşür.

Perde Aralığı: Eğer okul hayatını seviyorsan ve öğretmen temalı animelerden hoşlanıyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha gerçekçi, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.


10. Hikayeye Anlamlı Bir Son Yazmamak

En büyük günah... O bitmek bilmeyen, tatmin etmeyen finaller... Tamam, anladık, devamı gelecek. Ama her okul animesinin sonunda hikayeyi açıkta bırakmak biraz sorumsuzluk değil mi? Sanki yazarlar hikayeyi bitirmek istemiyor, sürekli yeni sezonlar çıkarmak için bahane arıyor. Bu durum izleyiciyi hayal kırıklığına uğratıyor ve animeye olan ilgiyi azaltıyor. Mesela "Clannad" harika bir sonla bitiyor ama sırf devamı gelecek anime olsun diye yazılmış animelerde karakterler çok yüzeysel ve tek boyutlu oluyor.

Bir de şu var, bu sonu olmayan animelerde çoğu zaman karakterler hiçbir şey öğrenmiyor. Yani karakterler başlangıçta neyse sonda da aynı kalıyor. Bu durum çok anlamsız ve boş. Hikayenin bir amacı olmalı, değil mi? Karakterlerin gelişmesi, değişmesi ve bir şeyler öğrenmesi gerekiyor. Yoksa anime sadece bir zaman kaybından ibaret kalır.

Ruhsal Not: Hikayenin sonu bir tema olabilir ama animenin en önemli parçası olmalı. Karakterlerin kişisel gelişimleri, hikayenin anlamı ve izleyiciye verilen mesaj daha önemli olmalı. Yoksa anime sadece bir yarım kalmış hikayeye dönüşür.

Perde Aralığı: Eğer okul hayatını seviyorsan ve sonu olmayan animelerden hoşlanıyorsan bu animelere bir şans verebilirsin. Ama daha anlamlı, daha derin bir şeyler arıyorsan uzak dur derim.

Akşam üzeri, şehrin neon ışıkları altında bir ramen dükkanında oturuyorum. Dumanı tüten ramenimden bir yudum alırken, okul konulu animelerdeki hataları düşünüyorum. Belki de bu hatalar, animeleri daha da ilginç kılıyor. Kim bilir? Rüzgar yüzüme çarparken, yeni anime maceralarına yelken açmaya hazırım.


BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Biggie Tam bir one piece aşığıyım!